Pepee: Bir esinlenme (!) projesi…

Neredeyse 1 yaşına gelecek artık oğlan ve doğal olarak ilk aylardaki o gülümsediği BabyTV kahramanları yerine daha farklı kanallarda olan kahramanlara gülümsemeye başlayıp BabyTV açtığımızda SIKILMA belirtileri göstermekte.

Bir süredir TRT-ÇOCUK’ta yayımlanan ve çocuklar arasında fenomen olan pepee karakterine baktım. Biraz araştırma ile kimin yaptığını öğrendim ama araştırmalarım esnasında pepee’nin ikiz kardeşini buldum… Pocoyo…

İşin tuhaf tarafı bazı esinlenmelerin “lamba” gibi aynen alındığı… Tek güzel tarafı ülkemize has bir sürüm olmuş. Sürüm olmuş diyorum çünkü Pepee maalesef bir ARAKLAMA olmuş.

Biraz etrafınıza bakıp araştırırsanız kimin bu işi yaptığını görürsünüz. Hatta bu işi yapan kişinin kocası’da ünlü bir sanatçı. Son bir kaç senedir de pek ortalarda görünmeyip bu araklamalı prodüksiyon işine girmişler. Eh rüzgar nereden eserse…

Ekşi sözlük’te bulunan aşağıda da linkini verdiğim entry’yi mutlaka okuyun derim.

http://www.eksisozluk.com/show.asp?t=pocoyo+vs+pepee

 

Takdiri size bırakıyorum… Benzerlik asla yok di mi :)

 

 

 


Karmakarışık…

John Lennon’ın çok beğendiğim bir lafı vardır;

“Hayat sen plan yaparken başına gelenlerdir” (Orjinali: Life is what happens to you while you’re busy making other plans)

Son 5 yılımda yaşadıklarım, hayatın bana getirdikleri, kafamdaki planlara göre pek de gitmemiş.

10 sene önce, ODTÜ’de Araştırma Görevlisi iken “Acaba 10 sene sonra nerede olacağım, nasıl bir hayatım olacak?” diye kendi kendim düşündüğüm zamanlar vardı…

Şimdi tam o zamandayım… Tarif edemediğim duygular var içimde. Nasıl olduğunu bilmiyorum ama hayatımda bu 10 sene içerisinde çok büyük değişiklikler oldu. 2002′de bekardım, şimdi 3 kişilik bir aileyim…

İşim defalarca değişti, sürekli olarak bir yerlerden bir yerlere savruldum durdum. Yepyeni insanlar tanıdım, başka işlerde başka şeylere savrulunca ötekilerle az görüşür olmaya başladım. Yüzlerce kişi saniyelikten yıllara dayanan bir şekilde hayatıma girdi. Bir süre kaldı sonra da çıktı…

Sözün özü şu; ne kadar hayatın hakkında plan yaparsan yaşadığın an’lar hayatında yer etmekte. Bu sebepten dolayı kısa vadeli planlamalarımı bundan 2-3 sene önce hayatımdan çıkarmış bulunmaktayım. Kısa zamanlı zaten plandan ziyade hedef oluyor.

Bugün bulunduğum noktada bir karar aşamasındayım. Geçtiğimiz 4-5 yoğun yıl boyunca tanıdığım, bildiğim, saygı duyduğum bir çok profesyonel insanın ne kadar bencil ve vefasız olduğunu gördüm. İnsanların ne kadar bencil olduklarını iliklerime kadar hissettim bu dönemde.

Güç sizde iken çevrenizde pervane olan, sizin bilgi, birikim ve vizyonunuzdan faydalanarak kendilerini geliştirmek isteyen kişiler, güç gittiği an yüzünüze bile bakmıyorlar. Sanırım yeni dönem menfaat ilişkisi bu olmuş. Maalesef bu da duyguların kapitalizmin getirdiği kurallara yenik düşmesi olarak adlandırılabilir.

Genç yaşımda bütün bunları deneyimlemek benim için eşsiz bir deneyimdi.

Sıkıntıları oldu tabi, insanı manevi anlamda sıkıntıya sürükleyen ve “Bu da olmaz yahu!” tepkilerini verdiren bir psikolojik durumdu benimkisi…

Çalkalanan hayatımdaki sığınacağım tek limanım ailemdi ve oraya sığındım. Şimdi büyük bir keyifle geriye bakıyorum ve “Tekamülüm böyleymiş, o zaman hayırlara vesile olsun” diyerek yeni dönemi açıyorum.

Arkamdan konuşup dedikodu yapanları da havale ettiğim yer belli.

Demek ki, onların önünde yürüyorum :)

Uzun lafın kısası, iyi bir 4-5 sene yaşadım. Büyük tecrübeler edindim.

Bunları kullanacağım yerler elbette gelecektir.

İnsanlara güvenimin azalmasını beklerken çok daha farklı hissediyorum. Eski ben olsam çoktaaan neler neler kurardım kafamda.

Yeni hayat beni bekliyor…

 

 

 


iPara – Bir komedya…

Bir süredir eşimin işi ile ilgili webden online ödemeler konusunda araştırma yapıyordum. Herkesin bildiği gibi paypal bu konuda dünya lideri. Aranıp taranırken Türk girişimci(!) lerin kurmuş olduğu iPara sistemine denk geldim. Dedim  ”Yurt dışındaki bir şirket para kazanacağına Türk şirketi kazansın…”

Hay demez olaydım… iPara’nın sitesinden hesabı açtım, gerekli tanımlamaları yaptım. Aradan günler geçti tık yok. Onay bekliyorum. Dayanamadım mesaj attım ne oldu diye. “Çok yoğunuz en kısa sürede ilgileneceğiz” dediler. Bekledim sabırla ve ta daaaaaaaaa:

“Hesabınızı onalayamıyoruz, bizi tercih ettiğiniz için teşekkürler”

Yahu el insaf… İnsan bir açıklama yazar, der ki “Şu şu belge ve bilgilerinizi gönderin vs vs vs” . Bir çözüm üretir di mi.. Yok… Adamlar daha şimdiden bi tarafları havada geziniyorlar…

Web’de kısa süren araştırma ile iPara’nın ne olduğunu, kimler tarafından kurulduğunu öğrendim…

http://sosyalmedya.co/ipara/

http://sosyalmedya.co/ipara-detaylar/

Anladığım kadarıyla, gittigidiyor’u kuran ekip ebay’e satınca siteyi, ve paraları bulunca ebay’in bir alt kuruluşu olan paypal gibi bir sistemi kurup Türkiye’de geliştirip onu da ebay’e satma derdindeler.

Yazık diyorum… Bu kafa ile, bu düşünce ile sadece kendi kendinizi tatmin edersiniz. Kurun, çalıştırın sonra satın. Sonra da “Türkiye’den neden adam gibi web tabanlı sistemler çıkmıyor” diye dövünelim duralım.

İsimleri bile öyle çakma’ki… iPara… Apple’ın hafif gölgesindeler… Belki Apple alır o zaman daha da zengin olurlar.

Yolları açık olsun…

Bulaşmayın derim…

Comments Off more...

Windows telefonlara az kaldı…

Bir süredir beklemekteyim.

Evet iPhone harika bir telefon ama maalesef  Türkiye’de aşırı derecede pahalı. Bir de son zamanlarda herkesin elinde olması, herkesin Marimba tonu kullanması, düşük şarj kapasitesi ama en önemlisi bendeki 3GS’nin iOS 5 ile yerlerde sürünmesinden dolayı oğlumun oyuncağı dermibaş no:29 olarak kayda girdi artık.

Eli kulağında yeni Windows Mobile telefonları beklemekteyim. Ama bir türlü çıkmadı, çıkarmadı Microsoft… Sebebi de windows mobile OS’da Türkçe desteğinin olmaması. Ama 1-2 ay içerisinde Tango güncellemesi ile Türkçe’de olabilecek bu telefonlar.

Böylece çeşitli markalarda kendi ürün gamlarını getirebilecekler. (Mesela HTC Titan II enfes bir telefon)

Tabi bir çok kişi için telefonun işe yaraması ve kullanışlığından öte uygulamalar büyük önem kazanıyor. Özellikle AndroidFan’ları “Apple Store’u geçtik hahahaha” diyebiliyorlar. Sonuçta işe yarayan uygulama önemlidir bence.

Bir haber daha; Windows Marketplace’de pek yakında Türkiye’ye  açılacak. Bu da hem windows phone hem de pek yakında lansmanı olacak Windows 8 için önemli bir artı olacaktır…

Microsoft bu sefer ağır adımlarla ama sert vuracak gibi geliyor…

Pek yakında iOS – Android karşılaştırmaları yerine ; WinMobile – iOS karşılaştırmaları web de büyük puntolarla yer alacaktır.

Ha bu arada dün Eric Schmidt de Başbakanımızı ziyarete gelmiş. Google’da bakalım nasıl bir atak ile karşılık verecek…

 

 

 

 

Comments Off more...

Telsim – Vodafone… Başarılı dönüşüm…

Yanlış hatırlamıyorsam 1998 yılıydı…  3 yıl önce başlayan cep telefonu furyasına ilgisiz kalmıştım. Hatta nefret eder bile olmuştum. (zaten neden nefret etsem bir patlama yaşıyor) Bir çok arkadaşımın cep telefonu vardı. Panasonic G500, G600, Ericsson 628, 688, Nokia 3110, 5110, 6110,8110… Başka da cep telefonu yoktu. Bir kaç tane alcatel vardı onun dışında yoktu.

1998 yılında yapmış olduğum ağır trafik kazası sonucunda, “Evet benim de cep telefonum olmalı” dedim. O zamanlar 2 adet operatör birbirleri ile yarış halinde. Biri Turkcell diğeri de üstte logosunu görmüş olduğunuz Telsim.

Etrafımdaki çoğunluğun Turkcell olmasına aldırmayarak Telsim’i seçtim. Güzel de bir numaram vardı. Ve aynı yerden Nokia 5110 aldım. Bir dünya para verdiğimi hatırlıyorum.

Tabi zaman içerisinde şişen faturalar… Çünkü diğer operatör aranınca deli gibi para öderdik. Şimdiki gibi her yöne vs yoktu. Hatta onu bırakın iki operatör arasında SMS gönderme şansınız yoktu… İnternetin de kısıtlı olduğu o dönemde sağdan soldan uluslararası numralar bulur kısa mesaj merkezi yerine yazardık.

Telsim’den 2001 yılında artık aşırı yükselen faturalarımdan dolayı ayrıldım ve Turkcell’e geçtim. O zamandır da Turkcell’deyim. Arada 2 yıllık Aycell maceram var ama evlere şenlik olan o macerayı başka bir yazıda anlatayım.

Telsim’de Vodafone oldu…

Elimden geldiğinde uzak durdum ikinci bir hat olayına. Genelde bir çok konuda operatörün vermiş olduğu imkanlardan yararlandım. Vodafone hakkında da bir çok dedikodu vardı. Çekmiyor vs vs, interneti sıkıntılı….

Geçtiğimiz ay eşimin şirketindeki tüm hatlarını Vodafone Kurumsal’a geçirdik… Ve o çekmeyen vodafone eğer buysa o kişilerin tekrardan telefonlarına bakmalarını öneririm.

Çoğu yerde Turkcell’den bile iyi çekiyor. Çok başarılı bir dönüşüm sağlanmış anladığım kadarıyla.

Bu şekilde giderse vodafone Turkcell’in elindekileri aboneleri de çalacağından eminim.

 

 

1 Comment more...

Öğrenciliğe veda…

Dile kolay… 7 yaşından beridir aralıksız okuyorum. Yaşım oldu 36 (29 sene breh breh breh)… Geçen hafta itibariyle yukarıda görmüş olduğunuz kimlik kartımın delgeç ile maymun edilmesini müteakip okul hayatımın sonuna geldim.

7 yaşında okula başladığımda bu kadar okuyacağımı elbette kestiremiyordum. Hoş o zamanlar okulun eğlence olduğunu anımsıyorum. ama ortaokul ve lise zamanlarında “okumak bitmez” diye hayıflandığımı hatırlarım. Üniversiteye girdik de ne oldu, önce lisans, sonra yüksek lisans yetmedi doktora…

Üniversite hayatım 16 sene sürdü. Daha dün gibi hatırlıyorum. 1995 senesinde o devrim yazan ODTÜ stadyumunda oturmuş o zamanın rektörü olan Prof. Dr. Süha Sevük’ün konuşmasını dinliyordum. Kendi kendime ve sesli olarak “4 sene nasıl geçecek?” diye sorduğumu yanımdaki arkadaşımın da (kim olduğunu hatırlamıyorum) “Çok hızlı geçecek…” dediğini hatırlıyorum.

Öyle ya da böyle durduramadığımız tek şey zaman…

4 sene bir çırpıda bitti. Üstüne yüksek lisans doktora, aile kurma, çocuk çoluğa karışma, iş güç kariyer vs derken karşınızdı delik deşik olmuş bir kimlik.

Uzun süredir her türlü sinema, müze girişi, otobüs vb öğrenci indirimi oaln yerlerde “1 öğrenci” diyebiliyordum. Son 2-3 yıldır “OHA” bakışlarını gördükçe yukarıda, delinmemiş kimliğimi insanların burunlarına sokmaktan büyük keyif alırdım…

Artık bitti… Evet tamamen bitti.

10 güne kadar da diplomamı alırım herhalde…

Bundan sonrası nasıl olacak acaba? Öğrenci olmak benim ruhuma işlemişti. Bir kurs felan mı bulsam :P

Şaka bir yana…İyi ki de bitti. Ben de bıkmıştım artık.

Hoşbulduk “TAM” hayatıma :)

 

Comments Off more...

Akıllı telefondan “Akılsız” telefona geçişim…

İlk cep telefonum Nokia 5110′du.  1998 senesinin en güzel telefonlarından biriydi. En sevdiğim özelliği ise şarjının uzunluğuydu. 1 hafta giden şarjı vardı. Hatta içindeki Snake oyununu oynamasam daha da uzun gidebilirdi. Ancak tek bir handikapı vardı : Takoz olması.

Kalın ve kaslı bir yapısı, küçük de olsa anteni (o bile rahatsız ederdi beni). Ekranı küçük, iki renkli ama yeterliydi.

 

Sonra Nokia ile devam ettim. 5210 aldım. Suya sabuna dayanıklı, termometresi olan bir cihazdı. 5110′a göre daha iyiydi. Turuncu zemini vardı. Zaten telefon da turuncuydu. Şarjı yine iyi gidiyordu.

Bir süre 5210′u kullandım. Bu esnada ekranlar renklenmeye başlamıştı. Gözüm de o tür telefonlara gidip gidip geliyordu. Sonunda dayanamadım ve elimdeki başka bir telefon ile 5210′u verip aşağıdaki telefonu aldım. Nokia 6230.

Benim için süper bir telefondu. mp3 çalabiliyordu, ekranı renkliydi, kamerası vardı bluetooth vardı, radyosu vardı vs vs vs. Tonla da para vermiştim. (hala acırım o verdiğim paraya)

Bu süre zamanında Apple iPhone çıkardı, diğer markalar da büyük ekranlı telefonlar çıkarmaya başladı. Benim cihaz ise küçük kalıyordu bu büyük ekranlı cihazlar karşısında. Tabi insanın istekleri bitmiyor. Bir gün dellendim ve “Ekranım büyük olsun arkadaş, hem de wi-fi olsun telefonda” diyerekten aşağıdakini alıverdim.

Bu “pideci küreği” şeklindeki telefonumu çok sevdim. Gerçekten her işime yarıyordu. İlk defa akıllı bir telefonum oldu. Zaman zaman kendinden geçse de Q-Klavyesi ve kocaman ekranı ile isteklerimi karşılıyordu. Bu esnada cihazları şarja takma konusunda süreç kısalmaya başlamıştı.

Derken çok daha güzel başka bir telefon geldi. Dayanamadım onu da edindim. E-61i’yi satıp gidip ondan aldım. (Evet delirmiştim o zamanlar).

Bu sefer N97 almıştım. İlk zamanlar “Vay beeee süper telefon” derken klasik Symbian faciasını yaşadım. Dokunmatik olduğunu iddia eden bu telefon aslında “Bastırmatik” kategorisindeydi. Daha 2. ayı dolmadan yan tarafta bilenler bilir ekran kilidi açma-kapama mandalı vardır. Elimde kalakaldı . 1 yıl kadar kullandıktan sonra satıverdim. Bu sefer hedefim “iPhone”du.

Delirmenin de ötesine geçerek iPhone’a geçtim. Her şey ilk başlarda harikaydı. Binlerce uygulama, N97′den sonra gelen muhteşem hassasiyetteki ekran… Ancak büyük bir sorun vardı. Şarjı 1 gün gidiyordu. Aramalar taramalar vs. Yok. Bu tür cihazların hemen hemen hepsi böyleydi.

Hem internet, hem konuşma, hem sms, hem kurcalama felan derken günün sonuna doğru şarj cihazı aramaya başlıyordum. Hatta küçük el çantamda kablo, iş yerinde kablo, arabada şarj kiti felan bulundurmaya başladım.

En sonunda canıma tak etti. Sürekli biten şarj, sürekli cep telefonundan “Ay ben herşeyi işte bundan yapıyorum şekerim” laflarını duymak, herkesin elinde aynnı çalan o meşhur iphone melodisi ve internet’in asıl amacını düşünerek  AKILSIZ bir TELEFON aradım.

Neyse’ki eşimin şirket envanterinde kenarda köşede olan (yine bir nokia) aşağıdaki 7020′ye temelli geçtim.

Merak etmeyin pembe olan değil :)

Sonuç:

Elbette akıllı telefonlar her türlü işinizi görmekte ama toplum olarak telefonun temel işlevlerini bıraktık ve bir eğlence aracına çevirdik.

Twitter olsun facebook olsun her an her dakika sosyal olmak cep telefonu ile bir yere kadar. Hayatımda ilk defa kapaklı bir telefon kullanacağım.

+’ları:

2 gündür stand-by + konuşma ve bataryadan sadece 1 (bir) çentik gitmesi. İphone olsa şimdiye çoktan 2 şarj yemişti.

Süper hızlı istem. Menüler felan harika. Takılma yok.

Aslında internete girebiliyor ama gerek yok. Bu şekil bile yeter.

Düşecek olan telefon faturası

 

SONUÇ: Eğer iki telefon kullanıyorsanız birisi akılsız olsun derim. Özellikle bolca konuştuğunuz olan hafif, küçük bir akılsız, diğer telefonunuz akıllı olabilir.

Ben öyle yaptım…

 

 

Comments Off more...

TR – restarted

 

Şu saate kadar 24 şehit verdik. Daha verir miyiz bilmiyorum ama bazı şeylerin değişmesi gerektiği aşikar…

Bütün gün düşüncelerimde bu vardı. Bir çok yurttaşın, terörün bitmesini isteyen herkesin düşündüğü, kafa patlattığı gibi…

Aklıma ilk olarak istihbarat kısmı geldi… Örnek olarak sadece MİT olmamalı. Madem hem yurt içinde hem yurtdışındayız; belki MİT’i ikiye bölebiliriz; Amerikadaki gibi (FBI, CIA), İngiltere’deki gibi (MI5, MI6)… Bunu yapmak zor mu? Değil ama zaman alacağı kesin. Ciddi anlamda istihbarat zaafı var olduğunu düşünmüyor değilim iddialara göre. Çünkü 200 kişilik bir grup saldırıyor. Bunun lojistiği, haberleşmesi vs derken istihbarat eksikliği karşımıza çıkıyor.

Başka ne yapılabilir; öfkeye öfke ile değil, ilgili kişilere tokat gibi cevap vermek ama meşru olarak çözümü demokratik yollar ile, sosyal adalet ile sağlamamız şart. Yıllardır denir “Yahu yatırım yok”. Son 10 yılda yatırım’ın en alası yapıldı bölgeye. Kimse yatırım yok demesin.

Aşiret düzenini bir şekil zayıflatmak gerek.

Eğitimi dibine kadar götürmek gerek. (İlgili öğretmenleri de atayarak).

Bir çok konuda yapılacak şeylerin kafamdaki yansımaları bunlar.

Ancak; bugünkü saldırının bir kaç anlamı var:

  • Bir kaç gün önce Cumhurbaşkanı bölgeye gidiyor ve “Kıssas’a kıssas” yapılıyor
  • Daha dün filistinli 11 mahkum Türkiye’ye geliyor
  • Anayasa çalışmalarına başlanıyor

işte bu 3 nokta ilginç geliyor bana…

Sözün bittiği yerdeyiz…

 

Comments Off more...

Hastane Otomasyon Sistemleri

Bir çok hastanedeotomasyon sistemleri bulunuyor. Bu sistemler sayesinde hem tetkik ve işlemlerinizin kayıtları tutuluyor hem de bir düzen gelmiş oluyor.

Ancak Türkiye’de durum içler acısı. Özellikle devlet hastanelerinde komik olaylar olabiliyor. Teknolojiyi kullanamıyoruz. En mükemmel sistemleri yapıyor ama sırf kullanmak için  kullanır gibi yapıyoruz. Neticede ilgili makam “Hah kullanıyorlar” diyor. Ama evlere şenlik durumlar olabiliyor.

Bugün 4 aylık oğlumu Ankara’nın güzide bir devlet hastanesine götürdüm. Hem de randevumuz vardı. Sistemden verilmişti. Sözde…

Meğer herkese aynı saate randevu verilmiş. Randevu nedir? TDK sözlüğüne bakılabilir.

Veryansın etmeye başladım. Bir sürü bebek, rahat durmuyor. Eee randevu neden var peki? Neden sistem kullanıyorsunuz…

Hadi onu geçtim, otomasyon sistemine entegre olmayan bir randevu sistemi uygulandı. İmzalanması gereken formlar. O bankodan öteki bankoya gitmeler. En sonunda dayanamadım ve idari kısımdan Başhemşireye ulaşabildim ve veryansın ettim. Cevap çok daha tirajikti: “Valla elimizden gelen bu”

Sağlık konusunda daha çok adım atmak lazım. Bilgi ve İletişim Teknolojilerini daha yaygın kullanmalıyız. Bu şekilde sırıtıyor…

Comments Off more...

Nokia Apple’ı örnek almalı…

iOS 5 çıktı. Leziz, nefis, harika olmuş. Hele ki iMessage olayı pek bir enfes. iCloud’dan bahsetmiyorum bile. iPhone 3gs’de de harika çalışıyor. Güncellemeyi mutlaka yapın derim.

Nokia’ya bakınca, hilkat garibesi bir Symbian Anna var. Belle’li telefonlar çıkıyor. Hala güncelleme yapmıyorlar.

Android tarafında ise ice cream geliyor Nexus Prime ile. Pek leziz. Pek güzel.

Asıl bahsetmek istediğim Apple’ın tüm cihazlarına iOS 5 güncellemesini aynı anda sunması. Nokia Anna’yı yavaştan sundu. Android ise ilk önce kendi telefonuna sonra da üreticiye bırakıyor. Samsung bu konuda sınıfta kalıyor. HTC biraz daha iyi ama o da hem android hem windows ile uğraşıyor.

Konumuza dönersek, Nokia eğer Windows Phone’lu cihazlarını çıkartmazsa RIP diyebiliriz kendisine. Belle çok güzel bir OS olmuş. Hantal symbian’dan sonra ama çıkarmamak için elinden geleni yapıyor.

Komik…


Nokia ve Türkiye’deki feci durumu

İlk telefonum bir 5110′du.  Çok severdim. Yaklaşık 2 hafta giderdi şarjı. Tabi o zamanlar konuşma, SMS ve pre-installed oyunlar olduğu için (Snake mesela en meşhurudur) bunlar dışında pek kullanmazdık…

Ne zaman akıllı telefonlar yaygınlaştı mertlik bozuldu. İlk akıllı telefonum Nokia E61i olarak envanterde yerini almıştı. Sonrasında Nokia N97 ve en sonunda iPhone 3gs… Şu sıralar da N8 var hayatımda. Bir süredir de Symbian güncellemesi var. Ama Türkiye’deki utlra satışı gözönüne alındığında Nokia Türkiye, maalesef Symbian Anna güncellemesini bir türlü çıkartmıyor.

Sebep ise “Operatörlerden onay bekliyoruz”. İşin komik tarafı Nokia E6 ise Symbian Anna ile satışta bir iki aydır. Demek ki Nokia Türkiye kendi ülkesine güvenmiyor. Bu şekilde Nokia N8 benim son telefonum oluyor artık. Bir daha da Nokia felan almam.

Bir ihtimal windows phone 7 olayı var ama HTC’ninkiler çok daha mantıklı.

Nokia benim için tamamen bitmiştir. iPhone’a kadar sürekli Nokia kullanan ben büyük bir karar aldım.

Elveda Nokia…

1 Comment more...

Symbian Anna

 

 

 

Geliyordu gelecekti derken Symbian Anna sonunda endam-ı arz etti. Etti etmesine de Türkiye’de maalesef çıkmadı, çıkamadı. Bu konuda Nokia’yı twitter üzerinden çok sıkıştırmama rağmen “gradually” demekten başka bir şey söylemedi kendiler.

Bunu anlamıyorum zaten. Çıkardığın en fazla 150-200 MB büyüklüğünde bir işletim sistemi. Symbian ^3 yüklü kaç telefon vardır ki dünyada? Demek ki ovi tarafı bu konuda sıkıntılı.

Her neyse, Symbian ^3 kullanan telefon sahipleri ovi suite üzerinden Anna güncellemesini bayram civarı alacak tahminen.

Bekleyelim bakalım…

 

 

Comments Off more...

Kolik, Gaz Sancıları için mucize bir ilaç : Colinox

 

Yenidoğan için mucize buluş diyorum. Bu bitkisel özlü ilaç sayesinde bizim oğlanın sancıları çok ama çok hafifledi. Artık ayağını uzatıp, karnına çekip sıkıntı çekmiyor. Bu çok kısa bir süre olup hemen ardından uykusuna rahatça dalabiliyor.

 

Herkese öneririm. Eczanelerde pek bulunmuyor. Israrla isteyiniz depolardan hemen getirtebiliyorlar. Fiyati biraz yüksek ama gece uykuları için değer diyorum. (Fiyat: 29.90 TL)

 

 

 

Comments Off more...

Artık öğrenci değilim… :)

Ne kadar uzun sürdü… Dile kolay 7 yaşımdan beridir okuyordum. 7 yaşından beridir otobüse, sinemaya, müzelere hep ÖĞRENCİ olarak giriyordum. Ancak bu serüven 28 sene sonra bitti ve öğrenciliğin en tepe noktasına gelerek OKUMANIN sonuna geldim sanırım.

12 Ağustos 2011 tarihinde Dr. ünvanını aldım. (Bildiğiniz Doktor değil tabi bu ünvan, İnşaat Mühendisliği alanında)

Benim için çok zorlu bir dönemdi. Bir yandan ev hayatı, hayatıma giren harika kişiler (eşim ve oğlum) diğer yandan işimin getirdiği yoğun tempo… Ama bitti… Sonunda bitti…

1 ay içerisinde son düzeltmeleri yapıp tezimin ciltlerini okula teslim edeceğim.

Benden herkese öneri; akademisyen olmak hayalinizse mecburen doktora yapıyorsunuz.

Yok eğer “Yaw bi başlayalım sonrasına bakarız” diyorsanız peşinen söyleyeyim uzak durun çünkü çekilecek dert değil…

Göz altı morlukları, beyazlar katılmış ve seyrelmiş saçlar, bilek ağrıları bıraktı bana bu iş.

Tabii karar sizin…

:)

1 Comment more...

Yeniden Merhaba…

Uzunca süre tepkiliydim bu blog meselelerine. Sonra baktım bir çok kişi kendini ifade etmede, enteresan konuları paylaşmada, içindeki düşünceleri dökmede bir araç olarak kullanıyordu. Ayrıca benim de takip ettiğim bloglar, sayfalar vardı… Benim de olsun istedim.

Zaten facebook olsun twitter olsun hepsine çok geç entegre oldum. Bir kere hiç unutmuyorum. www.twitter.com sayfasını açmış ve “Eeee bu ne şimdi mavi kuş felan var burda” demiştim. Sonra da browser’ı kapatmıştım. Daha sonraki günlerde bu sefer sign-up olmuş ve “eee ne bu şimdi text box var burda amaan boşver” demiştim…

Neyse uzatmayayım… Uzun süredir evrenyildiz.blogspot.com adresinde “Bana ne ya, ne para vereceğim hosting için, wordpress güncellemesi ve ayarları için ne uğraşacağım burada beleşinden var” diye gezinirken. Depreşiverdim ve bu site oluştu. Bu arada emin olun ki bunda evren.ce.metu.edu.tr adresinin kapanma durumu etkisi yok :P

Şaka bi yana artık yılların sayfası http://evren.ce.metu.edu.tr artık yok evet. Çok özleyeceğim…

 

Heheh neyse, hepinize kocaman bir merhaba diyorum. Artık bundan sonra buralarda yazacağım, çizeceğim… Vakit buldukça, elimden geldikçe… Kimi zaman eleştirip, kimi zaman güzel ve komik konuları paylaşacak, kimi zaman yorumlarda bulunacağım. Tabi tüm bunları ALTINI ÇİZEREK SÖYLÜYORUM kendi penceremden baktığım ve gördüğüm şekilde yorumlayacağım.

Bu arada sayfamın açılışını tam doğumgünüme denk getirmek isterdim ancak ailemizin 3 kişi olmasından mütevellit yoğun geçen bebek bakma günleri sebebiyle ve doktora tezimden dolayı açamadım… Öncelikle, nice mutlu seneler bana…

Cahit Sıtkı’ya göre yolun yarısı ama bana göre hayat’ın en güzel yılları…

Doktora’ya ne mi oldu? Bitti… Şu sıralar düzeltmeleri yapıyorum. Sınavı da geçtim. Artık Dr.’um. Bundan sonra herhangi bir yerde “Aranızda doktor olan var mı?” diye sorduklarında “Evet!!!!” deme şansına sahibim. :P

 

Şaka bi yana 8 senelik çalışma bitti. Oh beee. (yuh 8 sene yaw)

 

Bu esnada neler mi oldu?

Hayatımız artık 3 kişi oldu. Endeksimiz Eren. Evde patron o. Şu sıralar gelişimin en sıkıntılı günlerini yaşıyoruz. Gaz sancısı…

 

 

 

Yeniden kocaman bir merhaba…

;)

Comments Off more...

  • Twitter

  • Categories

  • Copyright © 1996-2010 e v ® e n. All rights reserved.
    iDream theme by Templates Next | Powered by WordPress