Akıllı telefondan “Akılsız” telefona geçişim…

İlk cep telefonum Nokia 5110’du.  1998 senesinin en güzel telefonlarından biriydi. En sevdiğim özelliği ise şarjının uzunluğuydu. 1 hafta giden şarjı vardı. Hatta içindeki Snake oyununu oynamasam daha da uzun gidebilirdi. Ancak tek bir handikapı vardı : Takoz olması.

Kalın ve kaslı bir yapısı, küçük de olsa anteni (o bile rahatsız ederdi beni). Ekranı küçük, iki renkli ama yeterliydi.

 

Sonra Nokia ile devam ettim. 5210 aldım. Suya sabuna dayanıklı, termometresi olan bir cihazdı. 5110’a göre daha iyiydi. Turuncu zemini vardı. Zaten telefon da turuncuydu. Şarjı yine iyi gidiyordu.

Bir süre 5210’u kullandım. Bu esnada ekranlar renklenmeye başlamıştı. Gözüm de o tür telefonlara gidip gidip geliyordu. Sonunda dayanamadım ve elimdeki başka bir telefon ile 5210’u verip aşağıdaki telefonu aldım. Nokia 6230.

Benim için süper bir telefondu. mp3 çalabiliyordu, ekranı renkliydi, kamerası vardı bluetooth vardı, radyosu vardı vs vs vs. Tonla da para vermiştim. (hala acırım o verdiğim paraya)

Bu süre zamanında Apple iPhone çıkardı, diğer markalar da büyük ekranlı telefonlar çıkarmaya başladı. Benim cihaz ise küçük kalıyordu bu büyük ekranlı cihazlar karşısında. Tabi insanın istekleri bitmiyor. Bir gün dellendim ve “Ekranım büyük olsun arkadaş, hem de wi-fi olsun telefonda” diyerekten aşağıdakini alıverdim.

Bu “pideci küreği” şeklindeki telefonumu çok sevdim. Gerçekten her işime yarıyordu. İlk defa akıllı bir telefonum oldu. Zaman zaman kendinden geçse de Q-Klavyesi ve kocaman ekranı ile isteklerimi karşılıyordu. Bu esnada cihazları şarja takma konusunda süreç kısalmaya başlamıştı.

Derken çok daha güzel başka bir telefon geldi. Dayanamadım onu da edindim. E-61i’yi satıp gidip ondan aldım. (Evet delirmiştim o zamanlar).

Bu sefer N97 almıştım. İlk zamanlar “Vay beeee süper telefon” derken klasik Symbian faciasını yaşadım. Dokunmatik olduğunu iddia eden bu telefon aslında “Bastırmatik” kategorisindeydi. Daha 2. ayı dolmadan yan tarafta bilenler bilir ekran kilidi açma-kapama mandalı vardır. Elimde kalakaldı . 1 yıl kadar kullandıktan sonra satıverdim. Bu sefer hedefim “iPhone”du.

Delirmenin de ötesine geçerek iPhone’a geçtim. Her şey ilk başlarda harikaydı. Binlerce uygulama, N97’den sonra gelen muhteşem hassasiyetteki ekran… Ancak büyük bir sorun vardı. Şarjı 1 gün gidiyordu. Aramalar taramalar vs. Yok. Bu tür cihazların hemen hemen hepsi böyleydi.

Hem internet, hem konuşma, hem sms, hem kurcalama felan derken günün sonuna doğru şarj cihazı aramaya başlıyordum. Hatta küçük el çantamda kablo, iş yerinde kablo, arabada şarj kiti felan bulundurmaya başladım.

En sonunda canıma tak etti. Sürekli biten şarj, sürekli cep telefonundan “Ay ben herşeyi işte bundan yapıyorum şekerim” laflarını duymak, herkesin elinde aynnı çalan o meşhur iphone melodisi ve internet’in asıl amacını düşünerek  AKILSIZ bir TELEFON aradım.

Neyse’ki eşimin şirket envanterinde kenarda köşede olan (yine bir nokia) aşağıdaki 7020’ye temelli geçtim.

Merak etmeyin pembe olan değil 🙂

Sonuç:

Elbette akıllı telefonlar her türlü işinizi görmekte ama toplum olarak telefonun temel işlevlerini bıraktık ve bir eğlence aracına çevirdik.

Twitter olsun facebook olsun her an her dakika sosyal olmak cep telefonu ile bir yere kadar. Hayatımda ilk defa kapaklı bir telefon kullanacağım.

+’ları:

2 gündür stand-by + konuşma ve bataryadan sadece 1 (bir) çentik gitmesi. İphone olsa şimdiye çoktan 2 şarj yemişti.

Süper hızlı istem. Menüler felan harika. Takılma yok.

Aslında internete girebiliyor ama gerek yok. Bu şekil bile yeter.

Düşecek olan telefon faturası

 

SONUÇ: Eğer iki telefon kullanıyorsanız birisi akılsız olsun derim. Özellikle bolca konuştuğunuz olan hafif, küçük bir akılsız, diğer telefonunuz akıllı olabilir.

Ben öyle yaptım…

 

 

One thought on “Akıllı telefondan “Akılsız” telefona geçişim…

Comments are closed.