Sosyal Medya ve Paralel Yaşamlar

social_media

Başlangıç notu:

Daha önce bu yazımda internet’in en büyük sosyal ağı ile alakamı kestiğimi söylemiştim (Not 3). Facebook’a da (facebook.com/evrenyildiz) bakarsanız bir “Hoşçakalın” mesajı bıraktım. Bir çok arkadaşımdan, dostumdan “ne oldu, ne bitti, nedir ne değildir” sorularına maruz kalınca hazırlamış olduğum bu önemli yazıyı öne çekmek zaruri hale geldi.

Siz bu satırları okurken ben  Hakkari – Yüksekova‘da olacağım iş sebebiyle. Bu yazıyı geniş bir zamanda elinizde çay – kahve  içip keyif yaparken okumanızı öneririm. Yazdıklarım belki hoşunuza gitmeyebilir, belki içinizden bana çemkirebilir hatta sosyal medyayı kullanma konusunda hilkat garibesi olduğumu düşünebilirsiniz. Ama buradan bakın isterseniz tecrübe ve yaptığım işlere ondan sonra içinizden geldiği gibi söylenin 🙂 Son olarak; gerçekler bazen kimsenin hoşuna gitmez di mi 🙂

evren

Olay aslında çok basit. En sevdiğiniz, değer verdiğiniz dostlarınızla, arkadaşlarınızla, eşinizle, sevdiklerinizle bir restoran ya da cafe’de oturmuşsunuz bol kahkahalı ve eğlenceli bir sohbet içerisinde güzel vakit geçirmektesiniz. Fakat herkesin gözü sürekli olarak elinde, cebinde, masa üzerinde ya da çantasında bulunan akıllı telefonunda. Gelecek olan o titreşim ve/veya uyarı sesinde…

Tanıdık geldi mi?

Geleneksel sosyal ortamlarda sohbet edilecek her türlü konu ortalama 15-20 dakika içerisinde tüketilmekte. Sohbetin konusu ne olursa olsun bir süre sonra “Acaba nedir durumlar?” diyerek elimiz akıllı telefonumuza MUTLAKA ama MUTLAKA gidiyor. Merak edilen uygulama kullandığımız elimizin özellikle baş parmağı ile itinayla açılıyor. Kontrol ettiğimiz uygulamayı kapatıp konuşmaya mı devam ediyoruz.

Hayır.

Hem cihazı yeni elimize almışız. Hemen sıradaki  uygulama açılıyor “Acaba orada ne durumdayım,paylaştığımı kaç kişi beğenmiş, kaç yorum gelmiş? ” merakı içerisinde.

Yukarıda bahsettiğim durumları hemen her gün görebilirsiniz. Bir gün gidin bir cafeye oturun, bir kenarda izleyin insanları. En kalabalık ekipler, sohbetlerde bile sürekli olarak elinde akıllı telefon. Sohbet kısa bir süre sürüyor sonra uzunca süre derin bir sessizlik ve herkes “boynu bükük” bir şekilde heyecanla telefonunun ekranına bakıyor. Belli belirsiz kıkırdamalar, olası kahkaha patlamaları. Zaten o patlama olursa illa ki sağındaki ya da solundaki arkadaşına “Baksana ya bi baksana koptum gülmekten”  demeler…

SocialMediaAddictDate

Uzun süredir böyle bir yazı yazmak istiyordum. Ne yalan söyleyeyim yazıya daha önce başlamıştım ve draft (taslak) halinde duruyordu. Bir türlü tam söylemek istediklerimi cümlelere dökemiyor, tam olarak toparlayamıyordum.

Ancak geçtiğimiz günlerde Cüneyt Özdemir‘in köşe yazısını okuyunca  – http://bit.ly/1nJQY6y , “İşte bu. İçimdekileri, düşüncelerimi çok yalın ve sade bir şekilde anlatmış” dediğimi hatırlıyorum.

Peki neden bu haldeyiz?

Gittikçe yalnızlaşıyor muyuz?  Cüneyt Özdemir’in  yazısında da belirtildiği gibi bedenen bir yerdeyken kafa olarak nereye uzaklaşıyoruz. Paralel bir evren içerisinde mi yer alıyoruz kısa bir süreliğine? Bütün bunları neden yapıyoruz?

Nereye kadar gidecek?

Belki de sosyal medya ile birlikte kendi 2. yaşamlarımızdaki hayallerimizi tadıyoruz cümbür cemaat. Belki de iletişimin yeni biçimi ya da yaşam biçimimiz ne yazık ki bu oldu. Bedenimiz bir yerdeyken kafamız bambaşka alemlere gidebiliyor. Paralel yaşamlarımızı bir şekilde gerçek yaşamlarımız ile entegre etmeye, eşitlemeye çabalıyoruz. Ama bir türlü istediğimiz gibi olmuyor. Hiç bir şekilde hem gerçek hem sanal hayatların tadını çıkartamıyoruz. Bir tarafta çok bulunduğumuz zaman içimizi öteki tarafta neler olup bittiğinin bitmek tükenmek bilmeyen merakı kavuruyor…

Cafelerde, metro’da, hatta yemek yerken bile aşağıdaki gibi durumları sık sık görür olduk. Tamamen ellerindeki cihazların dünyası içerisinde kaybolmuş insanlar. Bir şeyler anlatsanız “Hı, ne diyordun?” diyebilirler tepki olarak…

Chatting-on-smartphones

Masada zombileşenler

Metro

O kadar koptuk ki gerçek hayattan…

stock-footage-businessman-in-cafe-using-cellphone-stabilized-shot

Hayır bari yemek yerken bakmasak…

 

Artık sosyal medya olarak görmüyorum ben bu mecraları. Asosyal yapan ortamlar oldu. Kimin ne olduğu karıştı gitti. Bir açıdan her şey pek güzel, toz pembe gibi görünse de zaman içerisinde gerçek iletişimi ciddi anlamda kopardığına bizzatihi şahit oldum.

Kişisel olarak sosyal medyayı bundan 1 yıl öncesine kadar çok sıkı kullanırdım. Özellikle Facebook‘da aktif bir kullanıcı, Twitter‘da ise özellikle Gezi olayları zamanında aktifliğim en yüksek seviyelere ulaşmıştı. Instagram ile fotoğraf efekti kullanıp fotoğraf çekiyor, Foursquare ile tuvalete gitsem check-in yapıyordum. Hemen her şeyi olmasa da “paylaşmak” adına elim sürekli akıllı telefonumdaydı. Yukarıda bahsettiğim gibi, “kim ne yapmış, neler yemiş, kimlerleymiş, hadi beğeneyim, dur iki yorum yapayım” diyerek telefon şarjını bitirdiğim çok olmuştur.

Fakat bir süre sonra hemen hemen tüm sosyal medya hesaplarımda DURDUM.

Evet durdum.

Sadece hayatımda twitter vardı. O kadar. O da doğru-yanlış haber almak, çeşitli köşe yazarlarının twitlerini takip ederek yorumlarını takip etmek için. Geri kalanı da burada bahsettiğim gibi yaptım. Kullanmıyorum ve bazıları ile alakamı kesme yoluna gittim. İlk olarak facebook ile alakamı tamamen kestim. Yazının başındaki başlangıç notumda da bahsettiğim gibi bir veda mesajı yayımladım. Hiç girmiyorum artık siteye. Akıllı denilen telefonumda bile kurulu değil uygulaması.

Sosyal medya ve iletişim

Peki neden bu kadar sosyal medya ile haşır neşir olduk;

Temelde “bir şeyler söylemek ihtiyacı” diyebiliriz. Eskiden söylemek istediklerimizi bir topluluk içerisinde ya da arkadaşlarımıza söylerdik.Paylaşım konusunda muhabbetlerimiz bu şekilde idi. Şimdi ise sosyal medya aracılığıyla “bakın ben şu anda buradayım, bakın ben şimdi bunu yiyeceğim, bakın kankalarla buradayız, bakın ortam nasıl?, hadi beğensene, yorum da yap!

like2

Yani herkese ama herkese diyoruz ki “Biz bunları yapıyoruz yaşasıııın, kıskananlar çatlasııııın, çok eğleniyoruz yeeaaaaaa“.

Görgüsüzlük, ukalalık had safhada.

Hatırlarım, ilk kez facebook Türkiye için de açıldığı zaman hemen bir hesap açmıştım. O kadar çok arkadaşımı bulmuştum ki. İlkokul, ortaokul, lise… Bir süre sonra facebook anlamını tamamen yitiren bir yer halini aldı. Bazı arkadaşlarım zaten o aşamada ya tamamen bıraktı ya da pasif kullanıcı oldular. Ben ise hem o zamanlardaki profesyonel mesleğim açısından, hem bazı işlerim açısından ve zevk aldığım için devam ettim. Aldığım zevk ise her geçen gün azalıyordu.

Facebook bir süre sonra tam bir video, resim, fotoğraf, özlü sözler paylaşma ortamına döndü. Tüm bunların dışında da genele bir haber verme mecrası oldu. “Çocuğum oldu, aha da fotoğraflar”, “Evlendim buyrun bu da eşim, balayından bir kaç kare”, “Babalar gününü kutladık hep beraber. Bakın çok mutluyuz ehi ehi” gibi. Tabii altında gerekli “like” ve “comment”ler. “Vay kardeşim hayırlı olsun, vay ne güzel, aaa harika neresi burası” vs…

E-posta’nın can çekişi

Sosyal medyanın, özellikle Facebook’un bu kadar yaşamımızı ele geçirmesinden dolayı şu sıralar herkes e-mail (elektronik posta) kullanmaktan imtina ediyor. Genelde facebook messenger (facebook’un aptal mesajlaşma aracı) ile haberleşmeye başladı bir çok kişi. E-mail ise sadece formal yazışmalarda ya da iş için kullanılıyor.

Bir arkadaşıma nedenini sorduğumda “E-posta sayfasından ziyade facebook açık ekranımda. O yüzden sürekli olarak mesajlaşmamı oradan yapıyorum” demişti. Facebook’da bu açığı gördüğünden <kullanıcı_adı>@facebook.com ile dışardan da e-posta alıp gönderme hizmetini başlatmıştı bir süre önce. Türk kullanıcıları da hemen ortama ayak uydurarak e-mail’lerini 2 saatte bir kontrol edebilecekken artık 2-3 gün hatta 1 haftaya kadar bakmıyorlar bile. Zaman zaman cep telefonundan arayarak “Yahu baksana e-mail’ine” dediğim çok olmuştur.

Share-Socially-300x199

Herkeste bir paylaşma hastalığı oldu ve sürekli olarak aldığı tepkileri ölçmeye başladı. Hatta “Neden paylaştığımı beğenmedin ya da yorum yapmadın!!!” ya da “Paylaştığım ile ilgili yorumunu beğenmedim ve sildim kusura bakma” denilerek kavgalar bile çıktı, çıkmaya da devam edecek. Ergen dargınlığı diyebiliriz bunlara.

Tabi bu arada “gerçek sohbetleri” bırakmaya başladık ilişkilerde. Gözlerin içerisine bakarak konuşmayı, dokunarak iletişim kurmayı, birbirimize sarılmayı…

Bıraktık tüm bunları. Ve büyük bir tehlike kapımıza geldi dayandı. Asosyal yaşamlar

Sadece Türkiye’de değil tüm dünya böyle durumda. Cüneyt Özdemir’in yazısında dediği gibi, zombie olduk.  Sosyal gibi görünüp asosyal olmak sanırım bu.

Facebook maalesef insan ilişkileri için bir “araç” olarak çıkmıştı belki. O aracı kararında kullanmak önemliydi. Maalesef beynimizi, ruhumuzu teslim ettik insanoğlu olarak. Bir nevi ilişki uyuşturucusu oldu sosyal medya. Google’a girin araştırın derim. “Facebook Addiction” ile ilgili matrak olanından ciddi olanına kadar yazılar var. Hatta akademik makalelere bile girmiş durumda bu addiction. (Addiction=Saplantı)

facebook-needle

Mevcut yaşamlarında mutlu olamayanlar “sosyal” gibi görünen yeni yaşamlarına ve paralel evrenlerine entegre olarak hayal kırıklıklarını toparlama, düzeltme yoluna gidiyorlar. Duygusal ve ruhsal olarak doğru bir adım gibi görünse de gerçek arkadaşlıklar ve sohbetlerden ışık hızıyla uzaklaşıyoruz.

Peki hep böyle mi olacak?

Şu ana kadar tüm dünyadaki sosyal medya trendleri ve gençlerin yaptıklarına bakıyorum ve “Evet bir süre daha bu böyle gidecek” diyorum. Çünkü bugün bir sosyal medya hesabınız yoksa “Aaaa nasıl olur?” diye terslenebiliyor,  dışlanabiliyorsunuz.

Misal, yazının en başında bahsettiğim bir ortamda herkes akıllı telefonu ile sosyal medya ortamlarına aktığı an siz masada tek başınıza arkadaşlarınızı, dostlarınızı şaşkınlıkla izlerken, bir süre sonra da kendinizi etrafa boş boş bakarken bulabiliyorsunuz. Sıkılması da bonus diyebiliriz.

Tüm bunlara rağmen gittikçe artan bir trend ise sosyal medya hesaplarını benim gibi bir kenarda tutup “ihtiyaç duyması halinde” güncelleme yapanlar. Ben bunlara “sessiz bağımlılar” diyorum. Çünkü paylaşım yapmadan duramayanlardan ziyade içimizdeki röntgencilik genleri “hmmm acaba ne yapıyor” merakı ile kendini susturmuş gibi görünenler var.

Social-Media-addiction-cartoon

Bir kesim de hesaplarını önce askıya alıp 3-5 vakit sonra hoop yeniden devreye sokuyorlar. Bunlar da “karabatak grubu“.  Sık sık hesaplarını askıya alıyor, sonra da gelip takılmaya devam ediyorlar. Sanki hiç bir şey olmamış gibi. Aslında yaptıkları “Beni özleyen olur mu acaba?” sorusunun dayanılmaz çekiciliği… İlgi görmek istemenin bir diğer yolu bu sanırım.

Ben ise tüm bunların dışında konumlandırdım kendimi. Evet hemen her sosyal medya uygulamasında hesabım var. Ama artık pek/hiç kullanmıyorum. Zaman zaman aklıma geliyor ama sonrasında “eeeeh bir sürü fotoğraf, yorum, fıkra, özlü söz, video vs so what?” diyerek elimi bile sürmüyorum.  Pek yakında da bir çoğunda deactivation (askıya alma/durdurma) işlemine başlayacağım.

Peki genel olarak ne zaman kurtulacağız bu saplantılı sosyal medya yaşamımızdan?

Öncelikle şunu belirteyim; bir reçete vermeye niyetim yok. Çünkü kurtulacağımız zaman kişiden kişiye değişir. Yerine “daha eğlenceli ve güzelneyi koyacağımıza göre değişir. Tabi bunun için esprili çözümler de mevcut.

Coca-Cola-Social-Media-Guard-YouTube

Coca Cola’nın Sosyal Medya Koruması ile ilgili reklam görseli çok eğlenceli ve yerinde olmuş.

Eğer siz de bu bağımlılıktan kurtulmak, zamanınızı daha üretken hale getirmek istiyorsanız, biraz kendinize zaman ayırın ve etrafınızı iyi inceleyin derim. “Bunu nasıl yaparım, nasıl ayrı kalırım ortamlardan” demeyin lütfen. Bunu yapabilecek kudrette olduğunuzu bilin. Bu araçları düzgün ve kararınca kullanma şansı elinizde.

Ben bağımlı değildim belki ama artık pek de kullanmadığım bu araçlar sayesinde müthiş zaman kazandım.

Hayat kısa dostlar. 2. yaşama ya da paralel evren’e ihtiyacımız yok.

Not: Bazı okuyucular “Ama çok abarttın” diyebilir. Düşüncenize saygı duyuyorum. Ama sosyal medya dolayısıyla hayatının akış şekli değişmiş birisinin yorum, fikir ve düşüncelerini çok da hoyratça eleştirmeyin lütfen.

Hayattayken yaşadıklarımızı “güzel” kılmak elimizde. Bu konu ile ilgili güzel bir film de izlemiş ve burada yorumlarımı paylaşmıştım. Fırsatınız  varsa izlemenizi öneririm. Nerden izlerim diye sormayın Google size her türlü şekilde hizmet edecektir.

life-vs-sm

Sosyal medya’dan arta kalan o bol zamanımı daha kreatif işlere harcıyorum. Yıllardır okuyamadığım kitapları bir bir bitirmeye başladım. Oğluma çok daha fazla zaman ayırabiliyorum. Onunla eğlenceli oyunlar oynuyor, zaman zaman boğuşuyorum.

Hayatımda olanların hepsi bu sayfada. Bunlar dışındakileri kullanmıyorum, kullanmayı da düşünmüyorum. Yukarıdaki karikatür de halihazırdaki durumumuzu enfes bir şekilde özetliyor.

Boynu bükük gezmemizin bir anlamı yok dostlar…

 

5 thoughts on “Sosyal Medya ve Paralel Yaşamlar

Comments are closed.