Spiritüel aydınlanma eğlencesi

Nereden başlasam, nasıl anlatsam  bilemiyorum. Ama ne yalan söyleyeyim bu konuda da yazı yazacağımı pek de düşünmüyordum açıkcası. Aslında bir süredir kendi “kişisel gelişimimi” yaşamaktaydım. Sonuçları da pek eğlenceli oldu. 🙂

Neyse, beni bu yazıyı yazmaya iten sebep bir süre önce gündeme bomba gibi düşen bir yoga eğitmeni hakkındaki iddialardır. Eğer detayları biliyorsanız yazının diğer kısımlarına geçebilirsiniz. “Hangi yoga eğitmeni?” diyorsanız Google arama motoruna sorabilir ve BAŞKALARININ da yazmış olduğu çeşitli yorumları envai çeşit SİTE’den okuyabilirsiniz. Google’da aramak için “suçlanan yoga hocası” kelimelerini kullanabilirsiniz.

Eğer hala kim olduğunu anlamadıysanız benimle bağlantıya geçebilirsiniz…


 

Yukarıda bahsetmiş olduğum olay ile ilgili aramalarınızda ilgili kişiye  ulaşıp haberleri okuduysanız eğer hep beraber konumuzun derinliklerine doğru yüzmeye başlayabiliriz.

Merak etmeyin, çok fazla sıkmayacağım sizleri. Konu ile alakalı mağdurların ifade ettikleri cümlelere bakınca yüzümde “enteresan” bir gülümseme beliriyor. Nedenleri niçinleri konusunda şimdiki durumumu bilenler bir şeyler anlayacaktır; anlamayanlar için de yazının devamında kısmen anlatacaklarım sayesinde o gülümsemenin ne manaya geldiğini belki çıkaracaklardır. Ha eğer “Ben yine anlamadım” diyorsanız o zaman bilahare görüşmemiz ve çay-kahve-sohbet-muhabbet zamanımızın geldiğini gösterir 😀

spiritual-formation-1024x682

Öncelikle, ilgili kişinin röportaj ve haberlerden okuduklarınızı bir kenara koyalım. Son yıllarda insanların kendi içlerindeki boşluğu doldurmak için spiritüel aydınlanma yollarına düşmesini, ki bizzatihi şahidim bu yola çıkma ve seyahat durumuna, anlamaya çalışan bir faniyim ben de. Özellikle son 5-6 yıl içerisinde o zamanlar yakınımda hatta çok yakınımda olan insanlar sayesinde “Bu nedir aga?” diyerek ucundan bucağından bakmaya, ilgilenmeye ve anlamaya çalıştığım bir durumdu.

Ancak, şu kadar zaman içerisinde kimi zaman “Evet ya, işte bu! ” dediğim çok nadir olmuştur. Genelde, çevremde bu işlerle iştigal edenleri anlamaya, etkinliklerine bir şekilde katılmaya, ilgili kitapları okumaya çalıştım. Çünkü anlamak zorunda kaldığım değişik bir “evren” vardı.

Spiritüel aydınlanma eğlencesi kapsamında her taşın altından ya kişisel gelişim uzmanı, ya kuantum koçu ya guru ya da kanal bilgisi elçisi çıkıyor. Tüm bunların içerisinde tam olarak olmasam da kenarından ilişip bir göz attım ve neticede geldiğim nokta ise neredeyse sıfır’a yakın bir durum oldu.

Tabii ki yukarıda vermiş olduğum linklerdeki iddialar kısmına büyük bir şaşkınlıkla bakıyorum ama benim tarafımda bu tür şeyler hiç olmadı. Ya da şöyle diyeyim hiç görmedim, tanık olmadım, duymadım. Sadece kendini bir şekilde bir konuma getirmeye çalışan, bir nevi “elçi” olarak addeden bazı kişilerin her ne kadar “Paranın ne önemi var yahu” deyip ceplerini doldurmalarına şaşkınlık içerisinde şahit oldum. Ayrıca bu cepler dolmaya başladıkça insanoğlunun doğal olarak  “daha fazlasını istediğini”  gördüm.

Hatta size bir örnek vereyim. Bir gün “parasızlık” ile ilgili bir seminer oldu. İlgili hoca (!) kendini öyle bir anlattı, öyle bir kötü durumlardan bahsetti ki. 10 dakika daha dinlerseniz cebinizdeki hatta bankadaki tüm parayı verecek duruma geliyorsunuz. Bu seminer ya da uygulama da paranın nasıl bir illüzyon olduğu, aslında para diye bir şeyin olmadığı öyle farklı ve öyle tuhaf bir şekilde anlatılıyor ki. Lidya’lılar duysa mezarlarında ters döner yani. 🙂

Kısa bir ara verildiğinde insanların toplu olarak soramadıklarını özel olarak sormaya çalıştıklarını ve hoca (!) dan bilgi almaya çalıştıklarına, önlerindeki seçim ile ilgili destek almak için her türlü akrobatik hareketleri yaptıklarına şahit oldum.

Günün sonunda, maddi olarak refaha ermek isteyenleri telkin eden hoca (!) 3-4 saat içerisinde cebine hatırı sayılır bir para koymuştu. İnsanlar kendilerine bir şekil yol gösteren, kendilerini telkin eden kişiden dolayı çok mutlu ve seminer sona erdiğinde “Bir daha ne zaman Ankara’ya geleceksiniz” diye şen şakrak sorular soruyor, sarılıyorlardı. Tabii hoca(!) da mutluydu.  Saatliği 400-500 TL civarında bir iş yapmıştı. Düşünün…

Akabinde ilgili hoca (!) nın herkes gittikten sonra mekan sahibine “eee bir sonrakini ne zaman yapıyoruz, hemen ayarlayalım, daha kalabalık yapalım, bireysel seanslarımız ne alemde?” diyerek kapital yaratmadaki hünerlerine bizzatihi şahit oldum. Zaten beni de tüm bu öğreti, kanal bilgisi elçisi, koç, uzman, hoca vb insanlardan uzaklaştıran da bu riyakarlıkları oldu.

Şunu da açıkca belirteyim, bu tür eğitmen kılıklı kişilerin bir diğer arzuları da kitlelere daha fazla seslerini duyurabilmek için kitap yazma hayalleridir.

ET_A_New_Earth_896

sosh2010-top

Bugün herhangi bir kitap evine gittiğinizde onlarca değil yüzlerce türkçe, ingilizce kişisel gelişim kitabı görebilirsiniz. Ve bunlar ilginç bir şekilde peynir ekmek gibi satılıyor. Sadece ülkemizde değil tüm dünyada böyle. Yaşadığımız yuva üzerinde bir çok merkez var. İnsanlara “yardım”, “rehberlik” vb adları altında aslında sahibinin kişisel egolarını tatmin etmekten öteye gidemeyen  bu merkezlerde de envai çeşit yoga, pilates, kuantum koçluğu, kanal bilgileri, psişik eğitimler daha bir çok adını bile bilmediğim ama öyle enteresan ve cafcaflı isimler koydukları şeyler var ki. Misal verirsem;

  • Yeni hayata merhaba (hep merak ederdim, meğer “sen parayı ver biz seni telkin edelim” miş)
  • Melek enerjisi çalışması (haşaaa bu ne demek ya!!)
  • Spiritüel Check-up (bence öncelikle tam kan sayımı yaptırın derim)
  • Alfa Enerjisi çalışması (beta, gamma, theta artık grek alfabesi boyunca giderler, her biri için de ayrı seans ücreti alırlar)
  • Access Enerji çalışması (Belki bonus, world de vardır)
  • Serafim Çalışması (*)

(*) Seraphim dedikleri melek ile ilgili olarak yok efendim 13.000 yıl önce kozmik enerjileri birleştirmiş de bu çalışma ile büyük rahatlamalar olacakmış vs vs.

Gayri ihtiyari olarak ustasından çaylağına 2-3 yıl  işin mutfağında da olmak zorunda kaldım.

Bence bu etkinlikler tam anlamı ile insanları hayat konusunda “farkındalık” yaratma amacı gütmemekte. Yukarıda da bahsettiğim gibi daha çok boşlukta seyreden bazı kişilerin kendileri için tutunacak bir dal bulma amacı. Bu arada işin biraz da “duygusal” tarafı var. Zihinsel ve olgusal olarak kafa karışıklığı içerisinde olan, kendi hayatında bir düzen tutturamayan, başarısızlıklarını kabullenemeyip başkalarına fatura etmeye çalışan, arayışları hayatları boyunca bitmeyenlerin yaşam döngüleri bence.

(evet biraz ağır olmuş olabilir, tüm bunlarda saf olan yoga, pilates vb eski öğretileri uygulayan ama kendi özel hayatını bu bombardımanın içine koymayanları ayrı tutuyorum)

Bütün bu öğretilerin, eğitimlerin, bilgilerin, insanoğlunu temel amacından saptıran ve ticari markalaşmaya çevirenlere bu laflarım. Ve maalesef sırf arayıştan dolayı kendi kendilerini bu çarkın içerisine hapseden binlerce kişiye…

fool

Bakın, hepimizin bildiği dizi olan “Yalan Dünya“da efsane olmuş Vasfiye Teyzeyi canlandıran Gonca Vuslateri‘nin yine Ayşe Arman’a verdiği bir röportaj var. Kısa bir soluklanma yapalım bonus olarak…

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/24751904.asp

Röportajın benim için en ilgi çekici tarafı, tüm yukarıda anlattıklarımle ilintili olan kısım;

gv

Önemli bir cümle var burada;

“Baktı ki görünmeyen, eve ekmek getirmiyor ve biz çok açız, çalışmaya başladı”

Neden bu cümleyi seçtim?

Çünkü gittikçe daha çok yalnızlaşmaya, daha çok kendi içimize kapanmaya başladık. Bununla alakalı bir yazı yazmıştım burada. Özellikle sosyal medya ile alakalı olarak aslında asosyalleştiğimizi üzerine basa basa belirtmiştim. Bu aşamada eğer okumadıysanız göz atmanızı öneririm.

Oysa insanoğlu her zaman hayat için bir umut, bir dayanak noktası arar. Gerçekler yüzüne sert bir şekilde vursa bile.

Sakın yanlış anlaşılmasın. Ben “safsata” olarak görmüyorum bu ve buna benzer çalışma ve teorileri. Sadece insan hayatının içerisini doldurmak isteyen, insanoğluna “varlık sebebini sorgulama ve umut vermeye çalışan” pragmatik bir çalışmalar bütünü olarak görüyorum.

Bir de bu yoga üstadı olayı ile alakalı olarak değişik bir şey dikkatimi çekti;

akif-manaf-röp

Soru çok ama çok güzel ama cevabı çok ama çok daha güzel. Benim de genelde duyduklarım hep buydu. Biraz “Yahu saçmalamayın olur mu böyle şey?” ya da “Peki nasıl olacak?” dediğimde aldığım cevap aynen böyleydi;

“Sen uykudasın. Maddi dünyanın illüzyonu içerisindesin”

Uykuda olmak, maddi dünyanın illüzyonunda kaybolmak. Bu çarkın içerisinde yol almaya başlayan ve kendine görece bir rahatlama sağlayanların diğerlerini kandırmak ve kendi içlerine çekmek için kullandıkları yegane cümlelerden birisi. O kadar bomba bir cümle ki, Matrix serisinin 1. filminde vurgulanan olay gibi, insan oturup düşünebiliyor gerçekten. Ne yalan söyleyeyim ben de bir süre düşündüm. Gerçekten illüzyonda mıyım? Gerçekten her şey sanal mı? Yoksa önceden planlanmış bir hayat içerisinde, bir hayal içerisinde bir sanal gerçeklik içerisinde mi yaşıyoruz? Hemen sonrasında kendime geldim. Bir gerçeklik vardı ve bana yöneltilen bu cümlelere, hem en yakınımdan hem de diğer arkadaşlarımdan, cevap verdim;

Peki inanmak zorunda mıyım? Mecbur muyum sizler gibi davranmaya. Tek yol sizin bildiğiniz yol mu?

Süreç zarfında onlarca bu tür kitap okudum. Anlamak, algılamak için. Yazılanlarda tek bir şey var.

“Acceptance”

“Kabul ediş”

Herkesi, her düşünceyi kabul ediş.

Ancak maalesef her türlü insan evindeki düzeni, ailesel bağlarını, eski dostluklarını sanki bu kabul ediş yokmuş gibi değerlendirip “Benim gibi düşünmüyorsan ben yokum” düşünce sistematiği içerisinde yanlış bir şekilde değerlendiriyor. İşte insanoğlunun da yalnızlaşmaya başladığı nokta da bu oluyor. “Ya benim gibi düşünürsün ya da yoksun”. Klasik bir “Ya hep ya hiç” düşüncesi. Arası yok.

Bu tür düşünceleri kabul etmeyenler ile ilgili olarak bir diğer ajitasyon cümlesi “Sen beni anlamıyorsun”dur. Tuhaf.

belief

Aslında diyecek çok şeyim var.

Ama şimdilik bu kadar söyleyeyim.

Sizleri de daha fazla daraltmayayım. Belki bir başka yazıda daha derinlere gireriz.

Naçizane, bendeniz bu ve buna benzer şeyleri çok gördüm hatta bu konuda en yakınım tarafından çok suçlandım. İnanmak kişinin içerisinde başlar. Kimseyi kendinize benzetmeyin. Eğer benzetmeye kalksak yaşamdaki farklılıkları nasıl görebiliriz ki? Ama bu öğreti (!) ve aydınlanma (!) muhabbeti sonucunda yaşamı derinden sarsılmış ve değişmiş birisinin de iki kelam etmesine izin verin.

Siz siz olun, bu öğreti saçmalıklarını hayatınızın merkezine koymayın. Evet, yararlanın tabi, isterseniz gidin eğitimlere, seminerlere vs. Ama hiç bir zaman “İşte benim yaşam amacım bu” demeyin. Gözünüzü kapatıp tekrar açın. Bu dünya o öğretilerdeki gibi bir yer değil. Sistem de öyle iddia ettikleri gibi bir anda değişmez. Kendinize dürüst olun ki etrafınız da sizi dürüst bilsin. Riyakarlık etmeyin.

Başka birisiymiş gibi başkalarının “sen muhteşemsin, olağanüstüsün, süpersin” lafları ile ego’nuzu şişirmeyin.

Kendiniz olun.

İnandığınız gibi yaşayın.

Kabullenin, kabul ettirmek için zorlamayın…

Gerçek hayatı doya doya yaşamanız ve gerçekten sevdiklerinize huzurlu bir hayat geçirmeniz dileğimle…


Son olarak, enfes bir video buldum mutlaka izleyin 🙂

Bu ve bna benzer şeyler çok tanıdık geldi bana. Şimdi halime gülüyorum 😀


 

 

8 thoughts on “Spiritüel aydınlanma eğlencesi

  1. Sevgili Evren ,yüreğine,kaleme döken ellerine sağlık…çok çok güzel ifade etmişsin her şeyi..yaşam içindeki gedikleri iyi analiz eden kötü niyetli ticari hevesli insanların alemi içindeyiz .arz ve talep meselesi aslında…doku tutmuyorsa hayatında da kalamıyor zaten bu yolda yolculuk edenler..ancak onlar da iyi ki varlar,yoksa öyle olmayanlar nasıl ayrıcalıklı olurlar..Allah o riyakarların da yardımcısı olsun..yüklendikleri ağırlıklarla yollarını açık etsin..sevgiyle..

  2. evren says:

    Sevgili Münire,

    Güzel dileklerin ve yorumun için teşekkür ederim. Pek yakında yeni bir yazı paylaşacağım. Bu yazımdan dolayı bana bazı geri dönüşler oldu ki evlere şenlik.

    🙂

  3. Pingback: 2015 | e v ® e n

Comments are closed.